“Temizlik malzemeleri ile evimizi, yaşadığımız yerleri temizliyoruz ama çevre üzerinde nasıl bir etki yaratıyoruz?” sorusuna cevap bulmak istedik bu hafta ve konuk yazar Dr. Serpil Özmıhçı bizim için aşağıdaki yazıyı hazırladı.
 
Deterjan ya da temizleyiciler genellikle toz, sıvı ya da krem şeklide karşımıza çıkar. Deterjanlara temizleyici özelliğini veren çoğunlukla yüzey aktif maddelerdir ve pek çok temizleyici bu karışımdan meydana gelmektedir. Deterjanın işlevi, var olan kiri sökerek suda asılı kalmasını sağlamaktır.
Ülkemizde yaygın olarak petro-kimya türevi hammaddelerden elde edilen yüzey aktif maddeler kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra deterjanlara özellikle üreticilerin ucuz üretime yönelmesinden kaynaklı birtakım inorganik maddeler de eklenmektedir. Bu petrokimya türevi yüzey aktifler ve inorganik maddeler, deterjanların doğal ortamda biyolojik olarak bozunmasına engel olmakta, bu da çevre kirliliğine ve buna bağlı olarak da insan sağlığını tehdit eden bir ortama sebep  olmaktadır. Yüzey aktif maddeler biyolojik olarak yavaş ayrıştıklarından arıtma tesislerinde ve arıtıldıktan sonra deşarj edilen sularda, suyu sevmeyen yapıları ile, biyolojik arıtma çamurlarında ya da alıcı ortam sedimentlerinde birikebilmektedir. Bazı türlerinde oksijensiz ortamda bozunduklarında oluşan ürünleri, sucul ekosistemlerde endokrin bozucu ve biyotoksik etkilere neden olabilmektedir.
Deterjan içerisinde bulunan yüzey-aktif madde dışında önemli oranda (%70-90) bulunan temizleyici, beyazlatıcı, yumuşatıcı, köpürtücü, parlaklık verici ya da antiseptik özellik veren katkı maddelerinin çoğu da yüzey-aktif madde gibi insanlara gıdalarla ve diğer yollardan girdiklerinde dokularda olumsuz etkilere yani toksik etkilere neden olabilmektedirler. Bu tür deterjanların kullanımı tahriş, egzama, mantar, alerji gibi deri hastalıklarına neden olabilmektedir. Ayrıca bardak, tabak v.b. üzerinde kalan deterjan kalıntıları sindirim sistemine geçebilmekte ve zarar verebilmektedir. Organik içeriği olmayan deterjan artıklarını arındırabilmek için daha fazla su tüketmemiz gerekmektedir.
Deterjanlar fosfat bileşikleri içerirse yüzeysel sularda ötrofikasyona ve ikincil kirlenmeye neden olabilirler. Ortofosfat denen bileşiklerin göllere bulaşması önce yosunlaşmanın çoğalmasına neden olur, çoğalan yosunlar yüzeyi kaplar, güneş ışınlarını engeller ve fotosentez gerçekleşemez olur. Bir süre sonra oksijen tükenir ve suyun içinde yaşayan canlıların ölmesine neden olur. Bu da su diplerinde ölü bitki ve çürümüş maddelerin birikmesine, hidrojen sülfür oluşumuna ve zamanla suyun sığılaşarak bataklık halini almasına neden olur. Doğal koşullarda çok geç olan bu yaşlanma süreci fosfatların etkisi ile hızlanır. Türkiye`de üretilen deterjanlardaki tripolifosfat oranı yüzde 15-30 arasında iken Avrupa`da bu oran yüzde 1-5 arasındadır ve kullanımının çevre ve sağlık açısından kısıtlanması son derece önemlidir.
 
Bu hafta bizi bilgilendirdiği için yazarımıza çok teşekkür ederiz. Yazı belki biraz fazla terminolojik, bilgi yüklü gelebilir ama geleceğimize güvenli bir dünya-çevre bırakmamız için önemli. Konuyu özetlemek gerekirse, kullandığımız temizleyicinin arka etiketini okuyarak kuru ağaç-ölü balık piktogramlı ürünleri, içeriğinin biyolojik olarak parçalanabilir olduğunu belirtmeyen, çok fazla köpüren ve içeriğinde fosfat içeren ürünleri kullanırken çevreye zarar verebileceğimizi bilmeliyiz.
 
Sevgiler
 
Filiz Ömürlü
0
0
0
s2smodern